9 Şubat 2010 Salı

ACININ GİZLEDİĞİ ARMAĞAN


Acının Gizlediği Armağan

Bir gün okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı. Gemiden sağ kurtulan adamı, dalgalar küçük, ıssız bir adaya kadar sürükledi.

Adam ilk günler kendisini kurtarmasını için Allah'a yakardı ve yardım bulurum umuduyla ufka baktı. Ama ne gelen oldu, ne giden…

Daha sonra rüzgardan, yağmurdan ve zararlı hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklardan bir kulübe yaptı. Sahilde bulduğu, gemiden arta kalan konserve, pusula gibi eşyaları bu kulübeye koydu.

Günler hep aynı şekilde geçiyordu. Balık avlıyor, pişirip yiyor ve ufku gözlüyor, kendisini kurtarması için Allah'a dua ediyordu. Bir gün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı, geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü. Duman, dans ede ede göğe yükseliyordu. Başına gelebilecek en kötü şeydi bu.

Keder ve öfke içinde donakaldı. Şimdi bu ıssız adada, başını sokabileceği bir kulübe bile kalmamıştı. "Allah'ım, bunu bana nasıl yapabildin?" diye feryat etti. O geceyi keder ve üzüntü içinde geçirdi. O kadar dua ettiği halde, başına bu olay geldiği için sitemler etti.

Ertesi sabah erken saatlerde, adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı!

Bitkin adam kendisini kurtaranlara sordu;

"Benim burada olduğumu nasıl anladınız?"

Cevap onu hem şaşırttı, hem de utandırdı:

"Dumanla verdiğiniz işareti gördük!"



Günah Var Mı Karıncayı Kırınca?



Günah Var Mı Karıncayı Kırınca?....


İstanbul da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı nın avlusunda bulunan Has Oda nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa yı titreten, koca Akdeniz i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman dan başkası değildi. Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi.

O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını. Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. işin içinden çıkamayacağını anlayan Kanunî, bu konuyu danışmak için hocası Ebussuud Efendi yi aramaya koyuldu. Hocasının odasına gitti. Ama hocası odada yoktu. Hemen oracıkta bulduğu kâğıt parçasına kafasına takılan soruyu edebî bir üslupla yazdı ve hocasının rahlesi üzerine bıraktı.

Birkaç saat sonra hocası odasına gelmiş ve rahlenin üzerinde el yazısı ile yazılmış kâğıdı görmüştü. Eline hat kalemini alan Ebussuud Efendi, talebesinin soruyu yazdığı kâğıdın altına bir şeyler yazdı ve kâğıdı rahleye bıraktı.

Kanunî bir ara tekrar hocasının odasına uğradı. Hocası yine yerinde yoktu; ama rahlenin üzerine bırakmış olduğu kâğıdın üzerine kendi yazısı dışında bir şeylerin daha yazılmış olduğunu gördü. Merakla kâğıdı eline aldı ve okumaya başladı. Yazıyı okuyunca yüzünde bir tebessüm belirdi. Kâğıdın üst kısmında Kanunî' nin hocasına yazdığı sual vardı. Kanunî şöyle diyordu hocasına:

-Meyve ağaçlarını sarınca karınca
Günah var mı karıncayı kırınca?

Hocası Ebussuud soruyu şöyle cevaplıyordu:

-Yarın Hakk'ın divanına varınca
Süleyman'dan hakkın alır karınca...

8 Şubat 2010 Pazartesi

GÖZLERİN İSTANBUL OLUYOR BİRDEN...




GÖZLERİN İSTANBUL OLUYOR BİRDEN


Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,

Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.

Martılar konuyor omuzlarıma,

Gözlerin İstanbul oluyor birden.

Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım

Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen

Durgun sular gibi azalacağım

Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.

Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince

Yalnız gözlerime bak diyeceksin.

Ellerim usulca ellerine değince

Kaybolup gideceksin

Bir elim seni çizecek bütün pencerelere

Bir elim seni silecek.

Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere

Senin için yeni baştan can kesilecek.

Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde

Sonra seni kaybetmek hemen her yerde

Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak

Yapayalnız kalmak iskelelerde.

Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,

Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.

Martılar konuyor omuzlarıma,

Gözlerin İstanbul oluyor birden.


Yavuz Bülent BAKİLER



Not : Mona Roza şiirinden sonra bu şiiri paylaşmak istedim... Bu şiirden daha çok yakışacak başka bir şiir düşünemiyorum.. :))

MONA ROZA


MONA ROZA
Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım uymaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller...





Sezai KARAKOÇ

4 Şubat 2010 Perşembe

Üşüyen Kalbimin En Güzel Yerindesin...



Üşüyen kalbimin en güzel yerindesin,
Titreyerek atışında sen varsın.
Gönül dünyamda açan,
Gözyaşlarıyla suladığım,
Hüzün çiçeklerindesin



Hani bebeler ağlayarak arar da annesini,
Sığınınca kucağına diner ağlamaklığı
Hani pınarlar vardır,
Dağlar, tepeler, ovalar aşıp
Yanıp tutuşur ummanın özlemiyle.
Hani bulutlar vardır gökyüzünde,
Nemli gözlerle rahmetini indirmede,
Hani sessiz çığlıklar vardır, yüreğinde düğümlenmiş,
Seslenmeye mecali kalmamış, bi derman,
Hani göçmen kuşları vardır yuvasını terk eden,
Kavuşmak için kanat çırparlar ılımanlığa.



Bülbüller vardır, aşkınla kavrulan,
Yanık şarkılar söylerler hep ardından.
Seni görmek için dünya gözüyle,
Sahralar aşan Karani'ler vardır.
Leyla'nın aşkıyla çöllere düşüp,
Leyla'da seni bulanlar Mecnun'lar vardır.
Dağları delip Şirin'e kavuşmak isterken,
Yolu kapına dayanan Ferhat'lar vardır.
Senin için vazgeçmiş fani âlemden,
Aşkına meftun Rabia'lar vardır.
Medine'nde sevdanla umutlarını yeşerten,
Bir ay doğdu üzerimize Veda tepelerinden türküleriyle
Bir ömür seni bekleyenlerin vardır.
Sana baktıkça yüreğinde güneşler açan,
Öfkesini Seninle yenen Ömer'lerin,
Edebiyle bedeninin süslemiş Osman'ların vardır.
Küfre karşı hala direnen, direncini Varlığından alan Ali'lerin,
Her şeyini arkasında bırakıp,
Anam babam sana feda olsun ya Resulullah diyen
Her zaman Sana dost, Sana yoldaş olmaya hazır,
Yokluğunda gözyaşı sel sel olan Bekir'lerin,
Katledilse de bebeği gözleri önünde,
İnancını dünyaya değişmeyen Sümeyye'lerin vardır.



Ey ilahi aşkın mürebbisi!
İmanın asude gölgesinde yer almayı nimet bilen,
Sensizliğinde Seni arayan bu ümmetini,
Yalnız bırakmamak için hüzün ikliminde,
Muhtaçlığının arefesinde,
Lutfeyleyip gelsen kalbimizin en müstesna yerine



Gelmezsen eğer Ey Gül kokulu, İnsanlığın müjdecisi!
Ayaklarımız kayacak nefsin karanlık bataklarına.
Nur dağından doğduğun gibi üzerimize doğmazsan,
Bir bir yenik düşeceğiz ebu cehillerin cehaletine,
Güllerini soldurmadan gel ey Allah'ın sevgilisi!
Gülizarını tarumar etmeden asrın Ebu Leheb'leri,
Eba Zer'lerin Çöllere sürülmeden gel!
Zulme karşı direnen son kalanın delinmeden surları,
Eşyanın hakikatini anlayan,
Malik b. Dinar'ların kaybolmadan gel!


Maksuda eremeyiz sen olmazsan,
Dillerimiz lal olur,
Göremez gözlerimiz hakikati,
Ey varlık âleminin tek sebebi!
Erkamın evinde verdiğimiz söz,
Akabede ettiğimiz yemin adına,
Rıdvanda ettiğin tebessümler aşkına,
Bil ki;
Üşüyen kalbimin en güzel yerindesin,
Titreyerek atışında sen varsın.
Gönül dünyamda açan,
Gözyaşlarıyla suladığım,
Hüzün çiçeklerindesin...

3 Şubat 2010 Çarşamba

Yorumsuz


Yoruma hiç gerek yok dimi :))

Çok Şekerrrr.. :))


Oyy Oyy :))

Ey Kırgınlığıma Şahit Gece...


Ey Kırgınlığıma Şahit Gece...
Susmuş gemilerin çekildiği sakin limanlardan biriyim,
vakit gece….
İçimde fırtınalar kopar, suretimde sükûnet var.
Ey üzerime çöreklenen yalnızlık,
Konuş benimle ey kırgınlığıma şahit gece,
dua dua dokuyayım seni -beklerken şafağı-.
Ey rahmetinin kuytusuna saklandığım yar,
teselli ver,
şefkatinle dokun yüreğime,mevsim-i sükût olsun hayatım
Ama susmak yakışsın bana, vesile olsun duaya.
Beklemek yakmasın içimi bu kadar.
Susmuş gemilerin çekildiği sakin limanlardan biriyim,vakit şafak…
Az sonra yakamozlar raks edecek gönül denizimde,
Az sonra gün ağaracak,az sonra telaşım başlayacak,herkes uyanacak uykusundan,
herkes ölüm yalnızlığına bürünecek yeniden,
kimse fark etmeyecek ölümü,kimse bilmeyecek yavaşça öldüğünü
ve kimse ağlamayacak ölenlerin ardından,
sessizce,
duayla….

Bir Elif Miktarı Sus Gönlüm...

Bir elif miktarı sus gönlüm...
Dertler şedde gibi ikişer ikişer gelsede...
Çektiğim o/af muttasıldan daha uzun olsada...
Sen sus...
Düşüncelerim karışık ve arız olsada...
Çok yalnızsın biliyorum...
Ne gece kameriyye ne gündüz şemsiyye var...
Her yerde dert, tul ile dert,
tevessud ile dert Kasır ile dert,
bir de hasret...

1 Şubat 2010 Pazartesi

ETME...






Duydum ki Bizi Bırakmaya Azmediyorsun Etme

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mahvediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme

Mevlana Celaleddin Rumi




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...